Instagram
Bizden haberdar olmak ister misiniz?
Adınız Soyadınız Eposta
Konsept Sergi
"ALFA _ BETA" 


"ALFA_BETA”
artgalerimBEBEK’te…


Marco Veronese
Onuncu doğum gününde kendisine verilen “Rönesans'tan Maniyerizm’e" kitabı, ona güzellik, derinlik ve sanatın önemini keşfetmek için yol açtı.
 
Nesren Jake
İşlerinin tarzını pop-propaganda olarak tanımlamaktadır. Genelde bir seriyi tamamlamak ya da tek bir işçıkartmak yerine karışık düzende farklı formatlarda ve konularda işler yapmayı tercih ediyorum. Böylece belli birnoktaya odaklanmaktan kaçınarak, çoğunluğun benimsediği bakışaçılarına eleştirel olarak bakıyorum. Anlatım dilim bazen ağır, bazen de hafif bir şekilde eleştiri-alay çerçevesinde kurgulanıyor.İşlerim bir taraftan güncel olanla hesaplaşırken, diğer bir taraftan da daha derin katmanlarla zamana yayılan eleştirel anlamlar barındırıyor.

Sayat Uşaklıgil
Sinema, bulunduğu 1890’lı yıllardan bu yana insanların ilgisini çeken,insanları oldukça etkileyebilen bir sanat dalı olmuştur. Durgun görüntünün yerini alan sinema, sofistike kent hayatının içine sızarak, insan yaşantısını oldukça etkilemiştir. Durum  böyle olunca da sinema, bir takım ikonlar yaratmış ve yaratılan bu ikonlar yüzbinlerce hayranını peşine takarak, gündelik hayatımızın içine girmiştir. Sayat Uşaklıgil ,yaşanan bu süreçle ikonlara özenen, onlar gibi davranan, onlar gibi giyinen insanların davranışlarını resmederek, bizlere unuttuğumuz kendimizi, çocukluğumuzu hatırlatmaktadır. Genellikle altmış ile seksenli yıllar arasında yapılan ve dünyanın her yerinde gösterilen filmlerin ikonlarını hatırlatarak yapılan resimlerde, filmlerden direk sahneler yoktur. Sanatçı yapıbozumcu bir tavırla bu filmlerin sahnelerindeki ikonları, yeniden kurgulayarak sıradan insanlarla özdeşleştirmiştir. Bu belkide kendi yaşadığı bilinçaltı sürecinin ortaya çıkışının dışavurumu gibidir. Yapılan resimlere baktığımızda görsel tarihimizi şekillendiren sinemanın, şiddeti bilinçaltımıza nasıl soktuğu da dikkat çekici bir durum olarak görülmektedir. Poz veren, kendini o role adapte eden sıradan insanların, yüzey üzerine taşınan hikayeleriyle kendimizi de bir anlamda sorgulamaktayız.

Zeynep Akgün
Sanat tarihini irdelediğimizde sanatın insanı yada insanla ilgili olanı her zaman merkeze koyduğunu görürüz. Sanatçının hayal gücüne dayalı olarak gelişen bu durumda, yüzey yada bir form üzerindeki insan bedeni kendisini izleyen izleyici ile sürekli olarak yaşayan bir ilişki kurmuştur. Zeynep Akgün’ün resimlerine baktığımızda da aynen böyle bir durumla karşılaşırız. Yerçekiminin var ya da yok olduğu, belirsiz durumlarda yer alan figürler, bakışları ile bizleri rahatsız etmektedir. Durgun hareketlerle sabitlenmiş sürreal durumların akıcılığı, içinde bulduğumuz çelişkilerin göstergeleri gibidir.Kent olgusunuda içinde barındıran resimlere baktığımızda içi boş perspektiflerle uzayan ve alan derinliğinin içinde silikleşen binalarla karşılaşırız. İçine giremediğimiz bu binalar, rüyalarımızı kabusa çeviren sisteme getirilen bir eleştiri gibidir. Çünkü resimlerin arka planında kalan binalar boş, resimler doludur. Bir anlamda insanoğlu kendi yaptığı korunağa girememektedir. Aynen hayata giremediği gibi. Hacim resmi olarak adlandırabileceğimiz bu resimler aynen gerçek hayatta olduğu gibi kolajlanmış hayatlarımızın bir yansıması niteliğindedir.

Geçmiş Sergilerimizden
Cem Sağbil
"Smyrna Amazonları"
Konsept Sergi
"GÜNCEL SEÇKİ-MİZ II"
Gülten İmamoğlu
"Hermafrodias"
Konsept Sergi
"GÜNCEL SEÇKİ-MİZ"
Konsept Sergi
"ELİT - I"
Geçmiş Sergilerimizden